2008 yılının ilk yarısında ABD’de başlayan ekonomik durgunluk ve yaz aylarında gelen çöküntü, etkilerini Türkiye’de yılın son çeyreğinde hissettirdi. Aralık ayında karamsarlık en üst düzeye çıktı ve 2009 büyük kaygılarla karşılandı.
Her kriz, kötü yönetimin bir sonucudur ve esas olarak bir düzeltmedir. Bu kriz de, kapitalizmin “piyasanın kendi kendini düzenleyeceği” kabulünün doğru olmadığını ortaya koymuştur. Krizle ortaya çıkan yeni koşullara uyum sağlamak için hazır ve standart kriz reçeteleri yoktur. Alışılmış çözümlerin geçerliliğini yitirdiği bu dönemlerde sorunlara kısa vadeli, hızlı, kolay ve düşük maliyetli çözümler üretilir. Ne yazık ki bu çözümler çoğunlukla yanlıştır ve daha sonra ortaya çıkacak daha büyük bir sorunun kök nedenini oluşturur.
Kriz, alışılmış çözümlerin geçerliliğini yitirmiş olduğu durumlara verilen isimdir. Her kriz, ani ve belirleyici değişimler içeren dengesiz bir durumu ifade eder. Çinliler kızdıkları kişilere “tanrı seni belirsiz ortamlarda bıraksın” diye beddua eder. 1990′lı yıllardan günümüze baktığımızda, 1991 yılında körfez savaşından, 1994 ve 1998 yıllarında cari açıktan, 1999 yılında depremden, 2001 yılında da bankacılık sisteminin çökmesinden kaynaklanan krizler, Türkiye’de iş hayatının ciddi olarak aksamasına ve topluma dağılacak refahın bozulmasına neden olmuştur.
Türkiye son on yedi yılda beş defa belirsizlik ortamını yaşamıştır. Bu nedenle 2008 yılının son çeyreğinde dış dünyadaki nedenlerden kaynaklanan ve bizi de içine çeken belirsizliğe bir anlamda aşılanmış durumdayız. Her türlü kriz, kötü yönetimin sonucudur ve esas olarak bir düzeltmedir. Böyle olduğu için son krize bankacılık sistemimiz, Amerika’daki ve Avrupa’daki benzerlerinden farklı olarak güçlü bir şekilde girmiştir.
(more…)